12 Mart 1971 Muhtırası ve Türkiye’de Yaşanan Zulümler

von Cumali Yağmur
Cumali Yağmur

 Von:Cumali Yagmur 

Bugün 12 Mart. 1971 Muhtırası’nın yaşandığı dönemde, derinleşen ekonomik krizler nedeniyle yoksullaşan halk yığınları büyük bir geçim sıkıntısıyla karşı karşıya kalmıştı. Mevcut burjuva partileri artık ülkeyi yönetemez hale gelmişti ve Türkiye halklarının ihtiyaçlarına cevap veremiyorlardı.

Bir taraftan da dünyayı saran ’68 kuşağı‘ ve yükselen toplumsal hareketler, Türkiye devrimci hareketini de derinden etkilemişti. Bu durumu bahane eden askeri cunta, sıkıyönetim ilan ederek yönetime el koydu. Bazı kesimler bu durumu „ordu kılıcını attı“ şeklinde yorumlayarak ordunun hâlâ ilerici ve Kemalist bir çizgide olduğunu savundu. Ancak Mahir Çayan ve THKP-C’ye göre, faşist bir cunta idareyi ele almış; demokratlara, sosyalistlere ve devrimcilere karşı adeta bir savaş açmıştı. Onlara göre bu baskıcı yönetime karşı aktif bir halk savaşı verilmeliydi.

O dönemde THKO önderleri Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan tutuklanmış, idamla yargılanıyorlardı. Mahir Çayan ve arkadaşları, aynı zamanda Filistin halkıyla dayanışma içindeydiler. Süreç içerisinde İsrail Başkonsolosu Ephraim Elrom’u kaçırdılar. Daha sonra Denizlerin idamını engellemek amacıyla Ünye’deki radar üssünden üç İngiliz teknisyeni kaçırarak; arkadaşlarının serbest bırakılmasını talep ettiler.

Mahir Çayan ve arkadaşları, yanlarındaki İngilizlerle birlikte Tokat’ın Niksar ilçesinin Kızıldere köyünde bir eve sığındılar. Askeri cunta teslim olmalarını istediğinde Mahirler, „Biz buraya teslim olmaya değil, ölmeye geldik!“ diyerek karşılık verdiler. Kerpiç ev yaylım ateşine ve bomba yağmuruna tutuldu. Ertuğrul Kürkçü samanlıkta saklandığı için sağ kurtulurken, diğerleri tanınmayacak şekilde katledildi.

Ülkede çok sayıda sendikacı, militan, yazar, gazeteci ve devrimci tutuklandı. Hapishaneler tıklım tıklım doldu ve buralarda ağır işkenceler yapıldı. Kürt köylerinde halk, insanlık onuruna aykırı, akıl almaz işkencelere maruz bırakıldı. Tüm bunlar milliyetçilik ve „ulusal devlet“ söylemleri adı altında yapıldı. Çok sayıda ilerici kitabevi basıldı, binlerce kitap yasaklandı ve yakıldı. 12 Mart 1971 cuntası ülkede büyük bir yıkıma yol açtı. (Not: Süleyman Demirel bu dönemde istifaya zorlanmış, ancak Ecevit, Türkeş ve Erbakan gibi isimlerin tutuklanıp hapse atılması asıl olarak 12 Eylül 1980 darbesi döneminde yaşanmıştır.)

İşte 12 Mart tarihi, Türkiye’de kan, zulüm, işkence ve hapisle, yani bir „lanet“ olarak anılır. Türkiye halklarına bu acıları reva görenleri tarih hiçbir zaman affetmeyecektir.

12 Mart 1971’den sonra halk, yeni doğan çocuklarına Mahir, Deniz, İbrahim, Ulaş, Yusuf ve Hüseyin isimlerini verdi. Türkiye’nin devrimci önderleri, resmî tarih ne derse desin, halkın ruhunda ve bilincinde yaşamaya devam ediyor. Onlar, inandıkları ideoloji uğruna –görüşlerine katılalım ya da katılmayalım– sonuna kadar direnerek ölüme gittiler. Türk ve Kürt halklarının kardeşliği uğruna darağacında dahi son söz olarak; „Yaşasın Türk ve Kürt halklarının bağımsızlık ve kurtuluş mücadelesi!“ dediler.

Bugün hâlâ bu isimler çocuklarda yaşıyor, onlar adına ağıtlar yakılıyor ve mücadeleleri anılıyor. Devrimci direnişleri önünde saygıyla eğiliyor, onları selamlıyorum.

 

 

 

 

Ähnliche Beiträge